Read more: http://www.bloggerdersleri.com/2012/06/blogger-meta-tag-ayarlari.html#ixzz3CwTYFEk2 şöyle garip bencileyin: Mart 2017 Follow my blog with Bloglovin

12 Mart 2017 Pazar

Kadın Hakları Ütopyası Ne Zaman Gerçekleşir?


     Tecavüz, istismar, taciz, kadın cinayeti vs... Kadınların... Kadınlarımızın, dünyanın her tarafında yaşadığı dert, sıkıntı ve belalardan birkaç başlık! "Erkekle eşit" diye gaz verilen ve her gazı aldığında başına bir şeyler gelen kadınlar bunlar. Ha, bunların bir kısmı başına gelenleri açıklar, şikayet eder. Ama esas büyük kısmı, o acıyı beraberinde mezarına götürür. Batı aleminde farklı, doğuda farklıdır tepkileri... Veya tepkisizlikleri. Peki mesele ne, neden cins-i latif bu kadar sıkıntı çekiyor?

     Aslında temel mesele, Batı Dünyasının teknoloji ve fende öne geçip (hile hurda, çalma
fonksiyonları yerinde iki karşı cins
ve işten başka yere harcanan vakit ve enerji
çırpma soyma işleriyle de olsa), oyunun kurallarını kendisinin koymaya başlamasıyla ortaya çıktı. Üç semavi dinde de kadın, genel mana itibariyle erkeklerin bulunduğu ortamlardan uzaktır ve kendi alanı vardır. Hristiyanlıkta da bu başlangıçta böyleydi. Fakat 19. yüzyıl sonlarına doğru, sanayi devrimi vs derken, daha önce insan hayatında olmayan şeyler çıktı; karışık okullar, karışık toplu iş yerleri. Bu karışık mektep ve toplu iş yerleri, erkek ve kadının yan yana bulunması demekti. Kapitalist Batı, erkek kadın demeden herkesi, işin ağırlığı gözetilmeksizin çalışmaya zorluyordu. Karl Marx önderliğinde ortaya çıkan ve çok geçmeden ilk devlet teşekkülünü, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği olarak gerçekleştiren Sosyalizm ise, Kapitalizm'e her alanda ateş püskürürken, bir alanda hiçbir değişikliğe gitmedi... Kadın erkek demeden herkese "eşit" muamele gösterip, madenlere, ağır sanayi işletmelerine herhangi bir ayrım gözetmeden doldurdu bu iki cinsi. 

     Kapitalist Batıda ve Komünist Doğuda kadın, şimdi cemiyet hayatında erkekle beraber
Sovyet Komünizminin en büyük kazanımlarından biri
en ağır işlerde erkeklerle beraber çalışan kadınlar
yarışıyordu. Yani paranın babaları, ateşle barutu aynı kabını içine tıkıştırıyordu. Peki bu açgözlü, uçkur düşkünü, çıkarı için önüne gelen her şeyi yok etmeye yeminli, gözü dolar dolar bakan herifler, erkeği ve bilhassa kadını tanımıyor muydu? Bu iki cinsin kontrolsüz olarak karşı karşıya getirilmesinin neticesini kestiremiyor muydu? Tanıyordu ve neticesini biliyordu elbette ama diyelim ki başka tedbirlerle işi halletmeye kalkıştı. 

     Kadının cemiyet ve iş hayatına bodoslama girişi, erkeği ve kadını tarif edilemeyecek derecede yozlaştırdı. Çalışan kadının dengesi, ahlakı, dini dejenere oldu, erkeklerle yarışır oldu. Erkekler ise, "medeni" görünmek için fizyolojik isteklerine gem vurmaya, bazı şeylerin üstünü örtmeye çalıştı... Ama bazen beceremedi ve az bir aldanmanın neticesinde, her iki taraftan da aileler yıkıldı, çocuklar boşanmış ana babaların kurbanı oldu. Neden peki? Çünki bu ikisi bir arada oldu mu, mutlaka ahlaksız, fuhuş, zina yaşanacak. Yaşanmaması tabiata aykırı olurdu. 

     Şimdi dünyanın dört bir yanında kadınlar, çeşitli günler ve bahaneler vesilesiyle şöyle şeyler dile getiriyor: "Kadınlara daha çok fırsat verilmeli, kadınların önü açılmalı, kadınlar her alanda artmalı, iş sahasının her alanında olmalı". Bunlar böyle bağıra dursun, çeşitli görüntülü ve yazılı iletişim vasıtalarında, kadınlara yönelik istismarın, her geçen gün arttığı ve tehlikeleştiği yazılıp çiziliyor. 

     Alın taze bir misal, Al Jazeera'den bir makale: "Toplu taşımalarda taciz edilen kızların sayısı inanılmaz boyutlarda". Kim peki bu taciz edilenler; etekleri dizlerinin üstünü geçeli bir hayli olmuş, toplu taşıma kullanan ortaokullu, liseli kızlar. Bu ve buna benzer haberlerdeki alt metni dikkatle incelediğimizde ne görüyoruz peki: Açık saçık giyinen kızlar, sıkışık otobüs ve metrolarda okula veya işe gidiyor. Okulda taciz ediliyor, iş yerlerinde üstleri tarafından taciz ve daha ötesi ediliyor. Bir haber daha, Deutsche Welle: "Her üç kadından biri taciz mağduru"

     Şimdi de gelelim, sözüm ona, kadınları korumaya çalışanların ileri sürdükleri şeylere: "Kadınlar daha cesur olup, taciz edenleri şikayet etmeli, sessiz kalmamalı, bu işlere kalkışan erkeklere daha sert cezalar ve yaptırımlar uygulanmalı." Yani erkeklerin olduğu mektep ve iş yerlerine gitmeyin falan demiyor haa, tam tersini ısrarla itelemeye çalışıyor. 

     Ey kadınları koruduğunu sanan feministler, kadın hakları örgütleri vs..! Sizin tahtalarınız mı eksik yoksa o beyin denilen şeyin içinde bir şeyler kısa devreden kurtulamıyor mu? Savunduğunuzu iddia ettiğiniz kadın cinsine böylesine bir cürmü nasıl işlersiniz! Yani siz apaçık, kadınlar ısrarla erkeklerin arasına karışsın, her türlü istismar, taciz ve tecavüze açık olarak hayatlarına devam etmelerini mi istiyorsunuz? Çünkü ileri sürdüklerinizin hepsi, yalnızca ve yalnızca bu hedefe hizmet eder.

     Peki, kadınlar nasıl korunacak, nasıl halas bulacak bu taciz ve saldırılardan. Cevabın en alasını, en mükemmelini her konuda olduğu gibi, bu konuda da İslam Dini veriyor.

     Bir kere İslamiyette, kadının örtünmesine yani tesettür kavramına son derece ehemmiyet veriliyor. Yani kadın, mahrem olmayanların olduğu bir çevreye çıkmak mecburiyetinde kaldığında, başını kalın başörtüsü, vücudunu kalın, bol ve topuklara kadar uzun pardesü ve kalın çorap ile örtünür. 

     Yeri gelmişken burayı, örtülü olduğunu zannedip kendini ve çevresini aldatan ya da aldattığını sanan ve şu anda toplu taşımalarda, iş yerlerinde gördüğümüz "yarım" veya  "zayıf" örtülülerden bahsedelim. Aslında tesettür iki şeyden oluşur; ilki yabancı erkeklerin olduğu yerlerden uzak durmak ve ikincisi, onların olduğu bir ortama gitmek zorunda kalındığında, "tam" bir şekilde örtülü olmak. Dolayısıyla, kendi kendini kandıran bu yarım örtülüler, erkeklerin bulunduğu mekanlara zaruretsiz gidip karıştıkları ve doğru dürüst örtünmedikleri için, tesettürün iki şartını da ihlal etmektedirler. 

     Ancak bundan daha da öte, sebep oldukları bir şey daha var ki, işte bunun cürmü, cezası
örtülü... mü?
ve etkisi, yukarıda sayılanlardan çok daha ileridedir. O da; "kötü çığır açmak" ve başkalarının bu günahları işlemelerine ön ayak olmak ve teşvikçi olmak. Bunların böylece, sadece kafalarının üstünde yarım yamalak bir başörtüsü ile sözüm ona "özgür" takıldıklarını gören genç kızlar, "demek ki örtünmek için illa pardesüye, kalın bir örtüye ve erkeklerden kaçmaya gerek yokmuş" deyip onların peşinden giderler. Zaten zayıf örtülülerin her sene kapıldıkları moda akımlarına bakıldığında iki şey hemen dikkat çeker: Örtülüleri dejenere eden moda akımları çok çabuk yayılır ve bu şekilde örtündüğünü sanan zavallı genç kızlar her sene daha da çok artar.

bu da örtü...
tabi yersen!

     Evet, ilk kural dediğimiz gibi "tam örtülü" olmak, yani tesettüre riayet etmek. İkinci kural ise, erkelerin (namahrem olanların tabi) olduğu mektep, iş yeri vs. yerlerden uzak durmak. İslamiyette, kadına en yakın akrabası (babası, kocası) bakmak zorundadır, yani üzerine farzdır. Kadın dışarıya çıkıp çalışmak, yorulmak zorunda değildir. Yani her şey kadının ayağına gelir. Şayet kadının bakacak kimsesi yoksa ve devlet de yardım etmiyorsa, erkeklerin olmadığı yerlerde, örtüsüne gayet dikkat ederek çalışabilir. Misal, hastanelerde yalnız kadın hastalara bakar. 

     Yani işin çözümü çok kolay ve etkilidir esasında ama bunu hiçbir batılı veya batılı hayranı söyleyemez, dile getiremez çünki hemen "gerici, yobaz" yaftalarını yer. Tabiri caizse, kesilmesi gereken zararlı ağacı kökü kazınmalıyken, ısrarla ağacın dalları ve yaprakları üzerinden, neticesiz goygoy yapılır ve tüm problemler çözülmek yerine, her geçen sene daha da artar.

     Burada, feministlerin İslamiyete çatmak için kullandığı argümanlardan birine daha değinmek lazım. O da, doğu toplumlarına sıklıkla isnat ettikleri, aile içi şiddet. Bunlar tabi ki belirli maksatlar uğruna yapılır. Gözden kaçırılan şey ise, cehaletin bedelinin İslam dinine ödetilmesi. Yani dinden habersiz veya dinini yarım bilen bir yobaz kafalı, eşini dövdüğünde, ceza hemen İslamiyete kesilir. Oysa cehaletin olduğu yerden, İslamiyet hızla uzaklaşıp kaçar.