Read more: http://www.bloggerdersleri.com/2012/06/blogger-meta-tag-ayarlari.html#ixzz3CwTYFEk2 şöyle garip bencileyin: Aydın Yabancılaşmasının Mücessem ve "Müstesna" Karakterleri Follow my blog with Bloglovin

23 Temmuz 2016 Cumartesi

Aydın Yabancılaşmasının Mücessem ve "Müstesna" Karakterleri

     "Aydın" denilen ve kitleleri etkileyip peşinden sürükleyebilen okumuş tayfanın bir topluma nasıl derinlemesine zararlar verebileceğini ve bu zararın nasıl nesiller boyu silinmez yaralar bırakabileceğini tarih bize açıkça gösteriyor. Bir önceki yazıda değinilen teorik bilgilere istinaden biraz pratik yapalım ve hem içinden çıktığı millete hem de o milletin mukaddesatına yabancılaşmış hatta düşmanlaşmış zatlara misaller verelim. Aşağıdakiler, zikredilmesi gereken zevattan pek az bir kısmını teşkil etse de, hem temsil ettikleri dönem ve fikri gün ışığına çıkarması hem de ardından bıraktıkları tahribatların pek büyük olması nedeniyle seçilmiştir. Kemal Sunal filmlerinin Türk aile yapısına ve ahlaka verdiği zararın arka planını fikren ve bilerek dolduran senarist ve yönetmen tayfasına tabi ki daha çok yer ayırdık ki, millet bu "film" diye yutturulan ahlak aşındırıcılarını iyi tanısın:  

Mustafa Reşit Paşa: Osmanlı'nın eksenini  kaydıran ve yörüngesinden çıkaran en mühim aktörlerden biridir. Londra sefaretinde mason olmuştu. İngilizlerle beraber tasarladıkları Tanzimat Fermanı denilen garabeti devreye soktu. Medreselerden fen dersleri kaldırılarak, din adamları cahil bırakılmaya çalışıldı. 19. yüzyılın ikinci yarısının bozulması ve devletin esas yozlaşmasının mimarlarındandır.

Namık Kemal: Babası Yenişehirli Mustafa Asım Beydir. Dedesi Abdüllatif Paşa, annesinin babasıdır ve Namık Kemal yanında ve tesirinde kalmıştır. Dedesinin Bektaşi bulaşıklığı tabi olarak kendisine de geçmiştir. Mason olduğu bilinmektedir. Rakı ile münasebeti fazlacadır. İki tarafı keskin bıçak gibi bir sağa bir sola saldırmışlığı vardır. Hatta arkadaşı olduğunu iddia ettiği Ziya Paşa'yı da jurnallemiştir.

İbrahim Temo: İttihad ve Terakki’nin kurucu beyin ve motorlarından biridir. Bütün Müslümanların Halifesi 2. Abdülhamit Han düşmanıdır haliyle.

Şemsettin Günaltay: Din Tarihi müderrisi iken, sonradan Cumhuriyet Halk Fırkasından mebus olmuştur. 

Ebcioğulları: Bu soyadını genelde müzik ve yazarlıktan (Hikmet Münir ve Fecri kardeşler) tanırız ama bu soyisimde başka kişiler de var. Aslı terzi olan ve Tercüman gazetesinde gazetecilik yapan Enver Ebcioğlu’nun Paris’teki yeri Bektaşilerin ve dolayısıyla masonların toplanma yerlerinden biri. Attila İlhan kendisini hayırla! yad eder.

Muhsin Ertuğrul: “Moskova, uyanan dünyanın yeni Kabesidir, ben yaptığım bu hacda yeni imanımın ışıklarını buldum.” gibi sözler sarfeden ve Nazım Hikmet'in yakın arkadaşı tiyatrocu. 1922-1939 yılları arasında memlekette “tek” film çeken de bu imiş!


Nereden yozlaştıracağını iyi bilen
öncülerden biri Hasan Ali Yücel
Hasan Ali Yücel: “Köy Enstitüleri” ve “çağdaşlaşma” başlıkları altında, Anadolu çocuklarını yozlaştırmak politikasının ileri gelenlerindendir. Hem mason hem Mevlevidir. “Babaya bak da oğlunu al” dememişler gerçi ama, mahdumu Can Yücel için fazla bir şey söylemeye gerek yok herhalde. Aslında Hasan Ali karakteri, Kemal Sunal filmlerindeki laik, dine uzak ve dini dindarlardan daha iyi bildiğini sanan ve “çağdaş” esas oğlanın ta kendisidir. Bunun tam karşısındaki kötü karakter kim biliyorsunuz zaten... “geri ve örümcek kafalı irticacılar”!

Oktay Rifat: Meşhur şair, yazar ve “Garip” akımının başlatıcılarından olmasının yanı sıra, Nazım Hikmet’in de kuzenidir. Eserlerinde içki “su” gibi akar ve kendini “sosyalist” olarak tanımlar. Babası Samih Rıfat (Yalnızgil) ve amcası Alı Rıfat Çağatay’dır. Ali Rıfat musikicidir ve Bektaşi meşrep olarak bilinmektedir.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu: Bektaşi tekkesi müdavimlerinden.

Abdülbaki Gölpınarlı: Ashaptan bazılarına düşmanlığı ile tanınan meşhur bir Mevlevi çığır açıcılardandır. Tarif ettiği Mevlana ve tasavvuf ile gerçek Mevlana ve tasavvuf arasında dağlardan daha büyük farklar vardır. Gel gör ki akademisyendir, lafı dinlenir. 

Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı): Robert Kolej’de tahsil görmüş desek.

Hakkı Devrim: İçindekilerini bir programda kaçırıveren, bu topraklara ve insanlarına çok uzak kişilerden sadece biri.

Memduh Ün: Kanlı Nigar gibi, İslam düşmanlığının ve dini değerle açıkça dalga geçmenin su üstünde açıkça göründüğü filmlerin senarist, prodüktör ve yönetmenlerinden biri.

Ertem Eğilmez: Şaban’lı, Ramazan’lı, Apti’li filmlerin yönetmeni.

İhsan Yüce: Kibar Feyzo adlıhakaret gibi filmin senaristi. Sunal’ın ve bu tayfanın birçok filminde rol almış, “hacı” veya biraz daha muhafazakar ve kötü tiplemeleri milletin gözüne sokmuştur. Senarist kimliği vardır ve şairdir bir yandan da. Türk toplumunun dejenerasyonunda unutulmaz katkıları vardır. 

Atıf Yılmaz: Kibar Feyzo isimli ahlaksız yapımın yönetmenidir. Vedat Türkali'nin kızı Deniz Türkali idi son eşi. 

Cumhuriyet Gazetesinin şişirmelerinden
sadece biri; Rıfat Ilgaz
Rıfat Ilgaz: Bir zamanların mahalle baskısı başlatıcısı yayın organı Cumhuriyet gazetesinin arkasında durduğu, Aziz Nesin ve Vedat Türkali’nin “yol” arkadaşlarından biri. “Hababam Sınıfı” adlı eserinden tanınır genelde.

Kartal Tibet: “Tarkan Filmleri” diye bilinen ucube ve zerre orjinallik taşımayan eserlerin başrol oyuncusu olarak tanınsa da, genelde Şalvar Davası, Zübük, Şark Bülbülü gibi, milli değerlerimizle pek örtüşmeyen filmlerde, yönetmen sıfatıyla anılmıştır.

Zeki Müren: Milletimizin kallavi sese ve ağdalı konuşanlara duyduğu hayranlığın ispatlarından biri. Normalde bu görünüşte birinin, ülkemizde herhangi bir sahada barınması mümkün değil iken, Müren istisnalardan biri olmuş, istisna da ne kelime, doğrudan doğruya dokunulmaz bir “tabu” oluvermiştir. Aslında herkes iyi kötü düşünmüştür, nasıl bir şey olduğu konusunda ama “Sanat Güneşi”, büyük sanatçı gibi mahalle baskısı kokan sert müdahaleler altında, olduğu gibi kabul edilme yöntemi tercih edilegelmiştir. Bir de... kendisi “çok yoğun şöhret zehirlenmesi” yaşayan meşhurlardan biridir.
Zeki Müren, Müzeyyen Senar, rakı ve TSM
hem içki hem de müzik "Milli" olunca
oluşabilecek tahribatın farkında mısınız?

Müzeyyen Senar: Osmanlı’dan çıkan bir milletin önünde çıkıp, dünyevi aşklar ve karşı cinse kavuşmak üzerine şarkı söyleyen, rakıyla özdeşleşmiş muganniyelerden biri. Böyle bir tahribatı milyon tane misyoner bir araya gelse gerçekleştiremez, “muhafazakar” diye geçinen bir topluma. Türk Sanat Musikisi nâm şeyi daha dinlemeden sadece ismini duysanız bile, bazı kesimlere “rakı” çağırışımı yapması nasıl bir “milli”liktir anlamak mümkün değil zaten! Rakı ile özdeşleşmiş bu müzik türünün bestecisi, güftecisi ve icracısı, bu eserleri vücuda getirirken, paralel bir zamanlama ile Tasavvuf Müziğine de katkı! vermişlerdir.

Haldun Taner: Kabarenin Türkiye’deki öncülerinden. Kaleme aldığı bu kabarelerini çoğunlukla Zeki Alasya, Metin Akpınar ve o dönemlerin dinle alay edebilme kapasitesi en yüksek oyuncuları sergilemiştir. Bilhassa bu kadro ile sahnelenen her komedi oyunu, İslamiyet’e ince ince laf sokmak ve dinle alay etmek detayları taşır.

Yine hacı ve yine üçkağıtçı
yardımcısı da kim tahmin edin
Ali Şen: Komedi filmleri adı altında muhafazakar diye geçinen kanallarda dahi yayınlanan filmlerin kapitalist ve çok zaman “dinci” karakteri. Birçok rolünde isminin önünde “Hacı” ibaresi izleyicinin kulağına ve gözüne ısrarla sokulur. Düzenini bozdurmamak için dini, mukaddesatı ne varsa kullanır bunun tiplemeleri. Tahribatı olabildiğince vermek isteyen senarist ve yönetmenlerin "alter ego"sudur adeta.

Metin Akpınar – Zeki Alasya: Bu ikiliyi filmleri ve kabarelerinden tanıyoruz. Filmleri bu açıdan fazla kayda değer olmasa da, kabare tarzı oyunlarında, inanılmaz bir dejenerasyon faaliyeti dikkat çeker. Bilhassa Akpınar bu işte çok ustadır. Dini bilgilere de olan hakimiyeti sebebiyle, hemen hemen her oyunda İslam’ın tazim etmesini emrettiği bir şeyi tahkir, tahkir edilmesi emrettiği şeyleri de tazim eder. Hasılı, Akpınar-Alasya önderliğinde karşınıza çıkan kabare tarzı bir şeyler varsa, komedi adı altında, farklı taraflara kanalize etme fikriyatına hazır olun.

Alasya dini siyasete alet eden bir siyasetçi
Akpınar da modern dindar "tiyatrosu"yla
her oyunda İslamiyet'le alay etmeye devam 

Belki daha eklemeler olur... 

1 yorum :

  1. Sanat, yaşantının izdüşümüdür. İnsanın kendisini ifade edebilme becerisidir.
    Sanatın olmadığı yerde kutsal değerleri kullanan fesatçılar yer alır. Tıpkı kutsal değerlerden para kazananlar gibi...

    YanıtlaSil